Cansu
New member
Aynı şekilde güçlü bir kişinin “koruyuculuk” yapması ile herhangi bir sosyal gücü olmayan bir kişinin aynı davranışı göstermesi arasında önemli bir fark vardır.
Bu nedenle futuatı sınıf açısından okurken “iyi insan ol” çağrısının yanında şu soruyu da sormak gerekir:
İyi davranabilmek için gerekli kaynaklara herkes eşit biçimde sahip mi?
Bir esnafın dürüst ticaret yapması, ekonomik kriz altında hayatta kalmaya çalışan bir işçinin davranışlarından farklı koşullara bağlıdır. Bir toplumun üst sınıfından gelen bir kişinin “onur” anlayışı ile gündelik yaşamında ekonomik güvencesizlik yaşayan bir kişinin “onur” mücadelesi de aynı değildir.
Cambridge'de yayımlanan çağdaş bir çalışma da Türkiye'deki Sufi geleneklerin sınıf, etnik kimlik, devlet ve modernleşme süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini; özellikle üst sınıf dini aktörlerin kendi sosyal konumlarından etkilenen farklı yorumlar geliştirebildiğini gösteriyor. Cambridge
Irk, Etnisite ve “İdeal İnsan” Meselesi
“Futuat” kavramını modern anlamda ırk kategorileriyle doğrudan özdeşleştirmek tarihsel açıdan dikkat gerektirir. Ortaçağ İslam dünyasındaki kimlik kategorileri bugünkü biyolojik ırk kavramıyla aynı değildi. Ancak bu, farklı etnik ve toplumsal gruplar arasında hiyerarşilerin bulunmadığı anlamına gelmez.
Kahramanlık ve erkeklik ideallerinin etnik ve ırksal farklılıklarla ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar, Arap-İslam edebiyatındaki siyah kahraman temsillerinin bile toplumsal cinsiyet ve farklılıkların nasıl üretildiğiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Brill'de yayımlanan bir araştırma, erken Arap halk anlatılarındaki siyah kahramanları toplumsal cinsiyet ve ırksal farklılığın birlikte üretilmesi açısından inceliyor. Brill
Bu açıdan bakıldığında “ideal erkek” figürünün kim olduğuna ilişkin sorular daha karmaşık hale geliyor.
Kim kahraman olarak kabul ediliyor?
Kim “asil” sayılıyor?
Kim toplumun korunmaya değer üyesi olarak görülüyor?
Kim yabancı, tehlikeli veya aşağı kabul ediliyor?
Bu soruların cevapları yalnızca bireysel önyargılarla değil, edebiyat, din, devlet, ekonomi ve kültürel normlarla da şekillenebilir.
Dolayısıyla futuatı günümüzde yeniden düşünürken yalnızca “mertlik” kelimesine odaklanmak yerine, mertlik hakkındaki toplumsal ölçütlerin nasıl oluşturulduğunu da incelemek gerekir.
Futuatın Karanlık Tarafı: Erdem ile Dışlama Arasındaki Sınır
Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir çelişki var.
Bir grup kendi içinde son derece dayanışmacı olabilir. Üyelerine yardım edebilir, yoksulları destekleyebilir, misafirperver olabilir ve kendi aralarında güçlü bir kardeşlik duygusu geliştirebilir.
Fakat aynı grup kendi dışındakilere karşı dışlayıcı davranıyorsa ne olur?
Bu soru tarih boyunca birçok toplumsal örgütlenme için geçerlidir.
Futuwwa geleneğinin farklı dönemlerde farklı anlamlar taşıdığını gösteren araştırmalar da bunun tek ve değişmez bir kurum olmadığını ortaya koyuyor. Tarihsel örneklerde bazı fityān grupları dayanışmacı ve ahlaki topluluklar olarak görülürken bazı bağlamlarda zorlayıcı, şiddet içeren veya “sokak çetesi” benzeri yapılarla ilişkilendirilmiştir. Daha sonra bazı futuwwa biçimleri otoriteler tarafından kurumsallaştırılıp denetlenmiştir. Brill
Bu nedenle “biz birbirimizi koruruz” düşüncesi otomatik olarak adalet anlamına gelmez.
Asıl sınav şudur:
Kendi grubumuzdan olmayan kişiye nasıl davranıyoruz?
Bir erkek arkadaşına son derece sadık olup kadınlara saygısız davranıyorsa, bu gerçekten futuat mıdır?
Kendi toplumunun yoksullarına yardım edip başka etnik grupları aşağılıyorsa, bu cömertlik yeterli midir?
Kendi ailesini koruyup başka insanların özgürlüklerini kısıtlıyorsa, burada “koruyuculuk” ile “kontrol” arasındaki sınır nerede çizilmelidir?
Bence futuatın günümüzdeki en önemli sınavı tam olarak buradadır.
Futuatı Bugün Yeniden Yorumlamak Mümkün mü?
Futuatın bütün tarihsel özelliklerini olduğu gibi bugüne taşımak mümkün olmadığı gibi gerekli de değil. Fakat kavramın temel ahlaki değerlerinden bazıları günümüz toplumunda hâlâ anlamlı olabilir.
Cömertlik, dürüstlük, dayanışma, verilen sözün arkasında durmak, başkasının zor durumundan faydalanmamak ve gücü kötüye kullanmamak bugün de güçlü etik ilkeler olabilir.
Ancak bunların cinsiyetçi ve hiyerarşik biçimlerinden arındırılması gerekir.
Örneğin “kadını koruyan erkek” anlayışı yerine “her insanın güvenliğini ve özgürlüğünü önemseyen insan” anlayışı daha kapsayıcıdır.
“Erkek ağlamaz” yerine “duygusal dayanıklılık, duyguları inkâr etmek değil onlarla sağlıklı biçimde başa çıkabilmektir” denilebilir.
“Bizim gruptakilere yardım ederim” yerine “yardıma ihtiyacı olan kişiye, kim olduğuna bakmadan destek olurum” anlayışı getirilebilir.
Böyle düşünüldüğünde futuatın özündeki bazı değerler modern eşitlik anlayışıyla çatışmak zorunda değildir. Asıl sorun, bu değerlerin kimlere uygulanacağının sınırlandırılmasıdır.
Kişisel Deneyim ve Kaynak Şeffaflığı
Bu yazıda aktarılan tarihsel ve akademik değerlendirmeler kişisel bir tarihsel deneyimden aktarılmıyor; benim gerçek dünyada yaşadığım kişisel bir deneyimim varmış gibi anlatım yapmak doğru olmaz. Bu nedenle kişisel deneyim uydurmak yerine, değerlendirmeyi akademik kaynaklara dayandırmayı tercih ediyorum.
Özellikle Encyclopaedia Iranica'daki Javānmardī/Fotowwa maddesi, Cambridge University Press'teki futuwwa ve Ahilik üzerine çalışmalar, Arley Loewen'in Futuwwat-nāmah-i Sulṭānī incelemesi ve Journal of Islamic Ethics'teki futuwwa, erkek normalliği ve cinsiyetlendirilmiş elitizm üzerine araştırma bu yazının temel referanslarını oluşturuyor. Brill+3İranica Online+3Cambridge+3
Bu kaynakların ortak biçimde gösterdiği önemli nokta, futuatın tek anlamlı ve değişmez bir kavram olmadığıdır. Farklı dönemlerde dini, sosyal, mesleki, siyasi ve hatta yerel anlamlar kazanmıştır. Sufizmle ilişkisi de tek yönlü değildir; bazı geleneklerde manevi ahlak ve fedakârlıkla, başka bağlamlarda ise sosyal örgütlenme ve erkek topluluklarıyla ilişkilendirilmiştir. Cambridge+1
Dolayısıyla bugün “futuat budur” diye kesin bir tanım vermek yerine, “futuat tarih boyunca farklı toplumsal koşullarda böyle anlamlar kazanmıştır” demek daha bilimsel ve dürüst bir yaklaşım olur.
Sonuç: Mertlik Kimin İçin ve Kime Karşı?
Futuat bana göre yalnızca eski bir “mertlik” anlayışını anlatan tarihsel bir kavram olarak okunmamalı. Aynı zamanda toplumların iyi insanı nasıl tanımladığını gösteren önemli bir örnek.
Kavramın cömertlik, sadakat, dürüstlük, fedakârlık ve dayanışma gibi tarafları bugün hâlâ anlamlı olabilir. Fakat bunları toplumsal cinsiyet, sınıf ve etnik farklılıklarla birlikte değerlendirmeden ele aldığımızda tarihsel eşitsizlikleri görünmez hâle getirebiliriz.
Özellikle erkeklik açısından önemli soru “Nasıl daha güçlü bir erkek olurum?” değil, “Sahip olduğum gücü başkalarının özgürlüğünü ve onurunu koruyacak şekilde nasıl kullanabilirim?” sorusu olabilir.
Kadınlar açısından ise mesele yalnızca “korunmak” değil; kendi ahlaki öznesi olarak görülmek, karar verme hakkına sahip olmak ve toplumun erdem anlayışını belirleme sürecine dahil olabilmektir.
Sınıf açısından mesele, yoksul veya güçsüz insanların da ahlaki değerlerinin görünür kılınmasıdır.
Irk ve etnisite açısından ise “biz” ve “öteki” ayrımının ne zaman dayanışmayı güçlendirdiğini, ne zaman dışlamaya dönüştüğünü sorgulamaktır.
Sonuçta belki de futuatı yeniden düşünmenin en zor ama en gerekli sorusu şudur:
Mertlik yalnızca kendi insanını korumak mıdır, yoksa senden farklı olan insanın da onurunu koruyabilmek midir?
Ve daha önemlisi:
Bir toplum “iyi erkek”, “iyi kadın”, “iyi vatandaş” veya “iyi insan” tanımlarını oluştururken, bu tanımların dışında bırakılan insanların söz hakkı var mı?
Bu soruların cevapları, futuatın geçmişte ne olduğundan çok, bugün ondan ne öğrenebileceğimizi belirleyebilir.
Bu nedenle futuatı sınıf açısından okurken “iyi insan ol” çağrısının yanında şu soruyu da sormak gerekir:
İyi davranabilmek için gerekli kaynaklara herkes eşit biçimde sahip mi?
Bir esnafın dürüst ticaret yapması, ekonomik kriz altında hayatta kalmaya çalışan bir işçinin davranışlarından farklı koşullara bağlıdır. Bir toplumun üst sınıfından gelen bir kişinin “onur” anlayışı ile gündelik yaşamında ekonomik güvencesizlik yaşayan bir kişinin “onur” mücadelesi de aynı değildir.
Cambridge'de yayımlanan çağdaş bir çalışma da Türkiye'deki Sufi geleneklerin sınıf, etnik kimlik, devlet ve modernleşme süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini; özellikle üst sınıf dini aktörlerin kendi sosyal konumlarından etkilenen farklı yorumlar geliştirebildiğini gösteriyor. Cambridge
Irk, Etnisite ve “İdeal İnsan” Meselesi
“Futuat” kavramını modern anlamda ırk kategorileriyle doğrudan özdeşleştirmek tarihsel açıdan dikkat gerektirir. Ortaçağ İslam dünyasındaki kimlik kategorileri bugünkü biyolojik ırk kavramıyla aynı değildi. Ancak bu, farklı etnik ve toplumsal gruplar arasında hiyerarşilerin bulunmadığı anlamına gelmez.
Kahramanlık ve erkeklik ideallerinin etnik ve ırksal farklılıklarla ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar, Arap-İslam edebiyatındaki siyah kahraman temsillerinin bile toplumsal cinsiyet ve farklılıkların nasıl üretildiğiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Brill'de yayımlanan bir araştırma, erken Arap halk anlatılarındaki siyah kahramanları toplumsal cinsiyet ve ırksal farklılığın birlikte üretilmesi açısından inceliyor. Brill
Bu açıdan bakıldığında “ideal erkek” figürünün kim olduğuna ilişkin sorular daha karmaşık hale geliyor.
Kim kahraman olarak kabul ediliyor?
Kim “asil” sayılıyor?
Kim toplumun korunmaya değer üyesi olarak görülüyor?
Kim yabancı, tehlikeli veya aşağı kabul ediliyor?
Bu soruların cevapları yalnızca bireysel önyargılarla değil, edebiyat, din, devlet, ekonomi ve kültürel normlarla da şekillenebilir.
Dolayısıyla futuatı günümüzde yeniden düşünürken yalnızca “mertlik” kelimesine odaklanmak yerine, mertlik hakkındaki toplumsal ölçütlerin nasıl oluşturulduğunu da incelemek gerekir.
Futuatın Karanlık Tarafı: Erdem ile Dışlama Arasındaki Sınır
Burada özellikle üzerinde durulması gereken bir çelişki var.
Bir grup kendi içinde son derece dayanışmacı olabilir. Üyelerine yardım edebilir, yoksulları destekleyebilir, misafirperver olabilir ve kendi aralarında güçlü bir kardeşlik duygusu geliştirebilir.
Fakat aynı grup kendi dışındakilere karşı dışlayıcı davranıyorsa ne olur?
Bu soru tarih boyunca birçok toplumsal örgütlenme için geçerlidir.
Futuwwa geleneğinin farklı dönemlerde farklı anlamlar taşıdığını gösteren araştırmalar da bunun tek ve değişmez bir kurum olmadığını ortaya koyuyor. Tarihsel örneklerde bazı fityān grupları dayanışmacı ve ahlaki topluluklar olarak görülürken bazı bağlamlarda zorlayıcı, şiddet içeren veya “sokak çetesi” benzeri yapılarla ilişkilendirilmiştir. Daha sonra bazı futuwwa biçimleri otoriteler tarafından kurumsallaştırılıp denetlenmiştir. Brill
Bu nedenle “biz birbirimizi koruruz” düşüncesi otomatik olarak adalet anlamına gelmez.
Asıl sınav şudur:
Kendi grubumuzdan olmayan kişiye nasıl davranıyoruz?
Bir erkek arkadaşına son derece sadık olup kadınlara saygısız davranıyorsa, bu gerçekten futuat mıdır?
Kendi toplumunun yoksullarına yardım edip başka etnik grupları aşağılıyorsa, bu cömertlik yeterli midir?
Kendi ailesini koruyup başka insanların özgürlüklerini kısıtlıyorsa, burada “koruyuculuk” ile “kontrol” arasındaki sınır nerede çizilmelidir?
Bence futuatın günümüzdeki en önemli sınavı tam olarak buradadır.
Futuatı Bugün Yeniden Yorumlamak Mümkün mü?
Futuatın bütün tarihsel özelliklerini olduğu gibi bugüne taşımak mümkün olmadığı gibi gerekli de değil. Fakat kavramın temel ahlaki değerlerinden bazıları günümüz toplumunda hâlâ anlamlı olabilir.
Cömertlik, dürüstlük, dayanışma, verilen sözün arkasında durmak, başkasının zor durumundan faydalanmamak ve gücü kötüye kullanmamak bugün de güçlü etik ilkeler olabilir.
Ancak bunların cinsiyetçi ve hiyerarşik biçimlerinden arındırılması gerekir.
Örneğin “kadını koruyan erkek” anlayışı yerine “her insanın güvenliğini ve özgürlüğünü önemseyen insan” anlayışı daha kapsayıcıdır.
“Erkek ağlamaz” yerine “duygusal dayanıklılık, duyguları inkâr etmek değil onlarla sağlıklı biçimde başa çıkabilmektir” denilebilir.
“Bizim gruptakilere yardım ederim” yerine “yardıma ihtiyacı olan kişiye, kim olduğuna bakmadan destek olurum” anlayışı getirilebilir.
Böyle düşünüldüğünde futuatın özündeki bazı değerler modern eşitlik anlayışıyla çatışmak zorunda değildir. Asıl sorun, bu değerlerin kimlere uygulanacağının sınırlandırılmasıdır.
Kişisel Deneyim ve Kaynak Şeffaflığı
Bu yazıda aktarılan tarihsel ve akademik değerlendirmeler kişisel bir tarihsel deneyimden aktarılmıyor; benim gerçek dünyada yaşadığım kişisel bir deneyimim varmış gibi anlatım yapmak doğru olmaz. Bu nedenle kişisel deneyim uydurmak yerine, değerlendirmeyi akademik kaynaklara dayandırmayı tercih ediyorum.
Özellikle Encyclopaedia Iranica'daki Javānmardī/Fotowwa maddesi, Cambridge University Press'teki futuwwa ve Ahilik üzerine çalışmalar, Arley Loewen'in Futuwwat-nāmah-i Sulṭānī incelemesi ve Journal of Islamic Ethics'teki futuwwa, erkek normalliği ve cinsiyetlendirilmiş elitizm üzerine araştırma bu yazının temel referanslarını oluşturuyor. Brill+3İranica Online+3Cambridge+3
Bu kaynakların ortak biçimde gösterdiği önemli nokta, futuatın tek anlamlı ve değişmez bir kavram olmadığıdır. Farklı dönemlerde dini, sosyal, mesleki, siyasi ve hatta yerel anlamlar kazanmıştır. Sufizmle ilişkisi de tek yönlü değildir; bazı geleneklerde manevi ahlak ve fedakârlıkla, başka bağlamlarda ise sosyal örgütlenme ve erkek topluluklarıyla ilişkilendirilmiştir. Cambridge+1
Dolayısıyla bugün “futuat budur” diye kesin bir tanım vermek yerine, “futuat tarih boyunca farklı toplumsal koşullarda böyle anlamlar kazanmıştır” demek daha bilimsel ve dürüst bir yaklaşım olur.
Sonuç: Mertlik Kimin İçin ve Kime Karşı?
Futuat bana göre yalnızca eski bir “mertlik” anlayışını anlatan tarihsel bir kavram olarak okunmamalı. Aynı zamanda toplumların iyi insanı nasıl tanımladığını gösteren önemli bir örnek.
Kavramın cömertlik, sadakat, dürüstlük, fedakârlık ve dayanışma gibi tarafları bugün hâlâ anlamlı olabilir. Fakat bunları toplumsal cinsiyet, sınıf ve etnik farklılıklarla birlikte değerlendirmeden ele aldığımızda tarihsel eşitsizlikleri görünmez hâle getirebiliriz.
Özellikle erkeklik açısından önemli soru “Nasıl daha güçlü bir erkek olurum?” değil, “Sahip olduğum gücü başkalarının özgürlüğünü ve onurunu koruyacak şekilde nasıl kullanabilirim?” sorusu olabilir.
Kadınlar açısından ise mesele yalnızca “korunmak” değil; kendi ahlaki öznesi olarak görülmek, karar verme hakkına sahip olmak ve toplumun erdem anlayışını belirleme sürecine dahil olabilmektir.
Sınıf açısından mesele, yoksul veya güçsüz insanların da ahlaki değerlerinin görünür kılınmasıdır.
Irk ve etnisite açısından ise “biz” ve “öteki” ayrımının ne zaman dayanışmayı güçlendirdiğini, ne zaman dışlamaya dönüştüğünü sorgulamaktır.
Sonuçta belki de futuatı yeniden düşünmenin en zor ama en gerekli sorusu şudur:
Mertlik yalnızca kendi insanını korumak mıdır, yoksa senden farklı olan insanın da onurunu koruyabilmek midir?
Ve daha önemlisi:
Bir toplum “iyi erkek”, “iyi kadın”, “iyi vatandaş” veya “iyi insan” tanımlarını oluştururken, bu tanımların dışında bırakılan insanların söz hakkı var mı?
Bu soruların cevapları, futuatın geçmişte ne olduğundan çok, bugün ondan ne öğrenebileceğimizi belirleyebilir.